İBRAHİM (A.S) VE KAVMİ

İBRAHİM (A.S) VE KAVMİ

Hani Rabbi İbrahim’i birtakım kelimelerle denemişti. O da, (istenenleri) tam olarak yerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e): “Seni şüphesiz insanlara imam kılacağım” dedi. (İbrahim) “Ya soyumdan olanlar?” deyince (Allah:) “Zalimler benim ahdime erişemez” dedi. (Bakara/124)

Hani Evi (Ka’be’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin” İbrahim ve İsmail’e de “Evimi tavaf edenler itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin” diye ahid verdik. (Bakara/125)

Hani İbrahim: “Rabbim bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır” demişti de (Allah: “Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o” demişti. (Bakara/126)

İbrahim İsmail’le birlikte Evin (Ka’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz Sen işiten ve bilensin”; (Bakara/127)

Rabbimiz ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin.” (Bakara/128)

Kendi nefsini aşağılık kılandan başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir? Andolsun Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir. (Bakara/130)

Rabbi ona: “Teslim ol” dediğinde (O:) “Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti. (Bakara/131)

Bunu, İbrahim oğullarına vasiyet etti Yakup da: “Oğullarım şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti siz de ancak Müslüman olarak can verin” (diye benzer bir vasiyette bulundu.) (Bakara/132)

Yoksa siz Yakub’un ölüm anında orada şahidler miydiniz? O oğullarına: “Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?” dediğinde onlar: “Senin ilahına ve ataların İbrahim İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ona teslim olduk” demişlerdi. (Bakara/133)

Dediler ki: “Yahudi veya Hıristiyan olun ki hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır (doğru yol) Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dini(dir); O müşriklerden değildi.” (Bakara/135)

Deyin ki: “Biz Allah’a; bize indirilene İbrahim İsmail İshak Yakub ve torunlarına indirilene Musa ve İsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” (Bakara/136)

Yoksa siz gerçekten İbrahim’in, İsmail’in, İshak’ın, Yakub’un ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah’tan kendisinde olan bir şehadeti gizleyenden daha zalim olan kimdir? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Bakara/140)

Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim’le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” demişti; o da: “Ben de öldürür ve diriltirim” demişti. (O zaman) İbrahim: “Şüphe yok Allah güneşi doğudan getirir (hadi) sen de onu batıdan getir” deyince o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara/258)

Gerçek şu ki Allah, Adem’i Nuh’u İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; (Ali İmran/33)

Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah, işitendir bilendir. (Ali İmran/34)

Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye çekişip tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirilmiştir. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Ali İmran/65)

İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyandı: ancak O hanif (muvahhid) bir Müslümandı müşriklerden de değildi. (Ali İmran/67)

Doğrusu insanların İbrahim’e en yakın olanı ona uyanlar ve bu peygamber ile iman edenlerdir. Allah mü’minlerin velisidir. (Ali İmran/68)

De ki: “Biz Allah’a bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene Musa’ya, İsa’ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O’na teslim olmuşlarız.” (Ali İmran/84)

De ki: “Allah doğru söyledi. Öyleyse Allah’ı bir tanıyan (Hanif)ler olarak İbrahim’in dinine uyun. O müşriklerden değildi.” (Ali İmran/95)

Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse, o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev’i haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr ederse şüphesiz Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır. (Ali İmran/97)

Yoksa onlar Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu Biz, İbrahim ailesine, Kitabı ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülkde verdik. (Nisa/54)

Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a torunlarına İsa’ya Eyyub’a Yunus’a Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik. Davud’a da Zebur verdik. (Nisa/163)

Hani İbrahim babası Azer’e (şöyle) demişti: “Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” (En’am/74)

Böylece İbrahim’e -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. (En’am/75)

Gece üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: “Bu benim rabbimdir.” Fakat (yıldız) kayboluverince: “Ben kaybolup-gidenleri sevmem” demişti. (En’am/76)

Ardından Ay’ı (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: “Bu benim rabbim” demiş fakat o da kayboluverince: “Andolsun” demişti “Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum.” (En’am/77)

Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: “İşte bu benim rabbim bu en büyük” demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: “Ey kavmim doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım.” (En’am/78)

“Gerçek şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim.” (En’am/79)

Kavmi onunla çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: “O beni doğru yola erdirmişken siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya mı girişiyorsunuz? Sizin O’na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum ancak Allah’ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” (En’am/80)

“Hem siz Onun haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmaktan korkmazken ben nasıl sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Şu halde ‘güvenlik içinde olmak bakımından’ iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz.” (En’am/81)

Bu İbrahim’e kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir bilendir. (En’am/83)

Ve ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh’u ve onun soyundan Davud’u Süleyman’ı Eyyub’u Yusuf’u Musa’yı ve Harun’u hidayete ulaştırdık. Biz iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz. (En’am/84)

De ki: “Rabbim gerçekten beni doğru yola ilet, dimdik duran bir dine İbrahim’in hanif (muvahhid) dinine… O müşriklerden değildi.” (En’am/161)

Onlara kendilerinden öncekilerin; Nuh Ad Semud kavminin İbrahim kavminin Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Tevbe/70)

İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine onun gerçekten Allah’a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim çok duygulu yumuşak huyluydu. (Tevbe/114)

Andolsun elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldikleri zaman; “Selam” dediler. O da: “Selam” dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi. (Hud/69)

Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: “Korkma. Biz, Lut kavmine gönderildik.” (Hud/70)

Karısı ayaktaydı bunun üzerine güldü. Biz ona İshak’ı İshak’ın arkasından da Yakub’u müjdeledik. (Hud/71)

“Vay bana” dedi (kadın). “Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşırtıcı bir şey!..” (Hud/72)

Dediler ki: “Allah’ın emrine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır Mecid’tir.” (Hud/73)

İbrahim’den korku gittiği ve ona müjde geldiği zaman Lut kavmi konusunda Bizimle çekişip-tartışmalara giriyor(du). (Hud/74)

Doğrusu İbrahim yumuşak huylu duygulu ve gönülden (Allah’a) yönelen biriydi. (Hud/75)

“Ey İbrahim bundan vazgeç. Çünkü gerçek şu ki Rabbinin emri gelmiştir ve gerçekten onlara geri çevrilmeyecek bir azab gelmiştir.” (Hud/76)

Böylece Rabbin, seni seçkin kılacak, sözlerin yorumundan (kaynaklanan bir bilgiyi) sana öğretecek ve daha önce ataların İbrahim ve İshak’a (nimetini) tamamladığı gibi senin ve Yakub ailesinin üzerindeki nimetini tamamlayacaktır. Elbette Rabbin bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (Yusuf/6)

“Atalarım İbrahim’in İshak’ın ve Yakub’un dinine uydum. Allah’a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu bize ve insanlara Allah’ın lütuf ve ihsanındandır ancak insanların çoğu şükretmezler.” (Yusuf/38)

Hani İbrahim şöyle demişti: “Bu şehri güvenli kıl beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” (İbrahim/35)

“Rabbim gerçekten onlar, insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa artık o bendendir kim bana isyan ederse elbette Sen bağışlayansın esirgeyensin.” (İbrahim/36)

“Rabbimiz gerçekten ben çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım) böylelikle Sen insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler.” (İbrahim/37)

“Rabbimiz şüphesiz Sen bizim saklı tuttuklarımızı da açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” (İbrahim/38)

“Hamd Allah’a aittir ki O bana ihtiyarlığa rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir.” (İbrahim/39)

“Rabbim beni namazı(nda) sürekli kıl soyumdan olanları da. Rabbimiz duamı kabul buyur.” (İbrahim/40)

“Rabbimiz hesabın yapılacağı gün beni anne-babamı ve mü’minleri bağışla” (İbrahim/41)

Onlara İbrahim’in konuklarından haber ver. (Hicr/51)

Yanına girdiklerinde “Selam” demişlerdi. O da: “Biz sizden korkmaktayız” demişti. (Hicr/52)

Dediler ki: “Korkma biz sana bilgin bir çocuk müjdelemekteyiz.” (Hicr/53)

Dedi ki: “Bana ihtiyarlık gelip-çökmüşken mi müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdelemektesiniz?” (Hicr/54)

Dediler ki: “Seni gerçekle müjdeledik; öyleyse umut kesenlerden olma.” (Hicr/55)

Dedi ki: “Ey elçiler (bunun dışında diğer) işiniz ne?” (Hicr/56)

Dedi ki: “Ey gönderilenler, niyetiniz nedir?” (Hicr/57)

Dediler ki: “Gerçekte biz suçlu-günahkar olan bir topluluğa gönderildik.” (Hicr/58)

Ancak Lut ailesi hariçtir; Biz onların tümünü muhakkak kurtaracağız. (Hicr/59)

Ama karısını (kurtaracaklarımız) dışında tuttuk o geride kalanlardandır. (Hicr/60)

Gerçek şu ki İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. (Nahl/120)

O’nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. (Nahl/121)

Ve Biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o ahirette de salih olanlardandır. (Nahl/122)

Sonra sana vahyettik: “Hanif (muvahhid) olan İbrahim’in dinine uy. O müşriklerden değildi.” (Nahl/123)

Kitap’ta İbrahim’i de zikret. Gerçekten o doğruyu-söyleyen bir peygamberdi. (Meryem/41)

Hani babasına demişti: “Babacığım işitmeyen görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? (Meryem/42)

“Babacığım gerçek şu ki bana sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol seni düzgün bir yola ulaştırayım.” (Meryem/43)

“Babacığım şeytana kulluk etme kuşkusuz şeytan Rahman’a başkaldırandır.” (Meryem/44)

“Babacığım gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum o zaman şeytanın velisi olursun.” (Meryem/45)

(Babası) Demişti ki: “İbrahim sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan andolsun seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş (bir yerlere) git.” (Meryem/46)

(İbrahim:) “Selam üzerine olsun senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim çünkü O bana pek lütufkardır” dedi. (Meryem/47)

“Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım.” (Meryem/48)

Böylelikle onlardan ve Allah’tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak’ı ve (oğlu) Yakup’u armağan ettik ve her birini peygamber kıldık. (Meryem/49)

Onlara rahmetimizden armağan(lar) bağışladık ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. (Meryem/50)

İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan nesillerin)den İbrahim ve İsrail (Yakup)in soyundan doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’)ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar. (Meryem/58)

Andolsun bundan önce İbrahim’e rüşdünü vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik. (Enbiya/51)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizin karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? (Enbiya/52)

“Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk” dediler. (Enbiya/53)

Dedi ki: “Andolsun siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz.” (Enbiya/54)

“Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın? (Enbiya/55)

“Hayır” dedi. “Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim.” (Enbiya/56)

“Andolsun Allah’a sizler arkanızı dönüp gittikten sonra ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.” (Enbiya/57)

Böylece o yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. (Enbiya/58)

“Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerden biridir” dediler. (Enbiya/59)

“Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik” dediler. (Enbiya/60)

Dediler ki: “Öyleyse onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar.” (Enbiya/61)

Dediler ki: “Ey İbrahim bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?” (Enbiya/62)

“Hayır” dedi. “Bu yapmıştır bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa siz onlara soruverin.” (Enbiya/63)

Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; “Gerçek şu ki zalim olanlar sizlersiniz (biziz) dediler. (Enbiya/64)

Sonra yine tepeleri üstüne ters döndüler: “Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin.” (Enbiya/65)

Dedi ki: “O halde Allah’ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?” (Enbiya/66)

“Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya/67)

Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.” (Enbiya/68)

Biz de dedik ki: “Ey ateş İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.” (Enbiya/69)

Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya/70)

Onu ve Lut’u kurtarıp içinde alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık. (Enbiya/71)

Ona İshak’ı armağan ettik üstüne de Yakub’u; her birini salihler kıldık. (Enbiya/72)

Ve onları Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi. (Enbiya/73)

Hani Biz İbrahim’e Evin (Kabe’nin) yerini belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) “Bana hiçbir şeyi ortak koşma tavaf edenler kıyam edenler rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.” (Hac/26)

“İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler.” (Hac/27)

“Eğer seni yalanlıyorlarsa onlardan önce Nuh Ad Semud kavmi de yalanlamıştı. (Hac/42)

İbrahim’in kavmi ve Lut’un kavmi de: (Hac/43)

Allah adına gerektiği gibi cehd edin. O sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de bunda (Kur’an’da) da sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın zekatı verin ve Allah’a sarılın sizin Mevlanız O’dur. İşte ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (Hac/78)

Onlara İbrahim’in haberini de aktar-oku: (Şuara/69)

Hani babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” demişti. (Şuara/70)

Demişlerdi ki: “Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz.” (Şuara/71)

Dedi ki: “Peki dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?” (Şuara/72)

“Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?” (Şuara/73)

“Hayır” dediler. “Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk.” (Şuara/74)

(İbrahim) Dedi ki: “Şimdi neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?” (Şuara/75)

“Hem siz hem de eski atalarınız?” (Şuara/76)

“İşte bunlar gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç” (Şuara/77)

“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur;” (Şuara/78)

“Bana yediren ve içiren O’dur;” (Şuara/79)

“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;” (Şuara/80)

“Beni öldürecek sonra diriltecek olan da O’dur” (Şuara/81)

“Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur;” (Şuara/82)

“Rabbim bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;” (Şuara/83)

“Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver.” (Şuara/84)

“Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl” (Şuara/85)

“Babamı da bağışla çünkü o şaşırıp sapanlardandır.” (Şuara/86)

“Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme” (Şuara/87)

“‘Malın da çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde.” (Şuara/88)

“Ancak Allah’a selim bir kalp ile gelenler başka.” (Şuara/89)

İbrahim de; hani kavmine demişti ki: “Allah’a kulluk edin ve O’ndan sakının eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Ankebut/16)

Eğer yalanlarsanız sizden önceki ümmetler de (elçilerin çağrısını) yalanlamışlardır. Elçiye düşen ise yalnızca açık bir tebliğdir. (Ankebut/18)

Bunun üzerine kavminin (İbrahim’e) cevabı yalnızca: “Onu öldürün ya da yakın” demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut/24)

(İbrahim) Dedi ki: “Siz gerçekten Allah’ı bırakıp dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar) edindiniz. Sonra kıyamet günü kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir ve hiçbir yardımcınız yoktur.” (Ankebut/25)

Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: “Gerçekten ben Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O güçlü ve üstün olandır hüküm ve hikmet sahibidir.” (Ankebut/26)

Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik ve onun soyunda (seçtiklerimize) peygamberliği ve kitabı (vahy ihsanı) kıldık ecrini de dünyada verdik. Şüphesiz o ahirette salih olanlardandır. (Ankebut/27)

Bizim elçilerimiz İbrahim’e bir müjde ile geldikleri zaman dediler ki: “Gerçek şu ki biz bu ülkenin halkını yıkıma uğratacağız. Çünkü onun halkı zalim oldular.” (Ankebut/31)

Dedi ki: “Onun içinde Lut da vardır.” Dediler ki: “Onun içinde kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Kendi karısı dışında onu ve ailesini muhakkak kurtaracağız. O (karısı) arkada kalacak olanlardandır.” (Ankebut/32)

Hani Biz peygamberlerden kesin sözlerini almıştık; senden Nuh’tan İbrahim’den Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan. Biz, onlardan sapasağlam bir söz almıştık. (Ahzab/7)

“Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. (Saffat/83)

Hani o Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti. (Saffat/84)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?” (Saffat/85)

“Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?” (Saffat/86)

“Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?” (Saffat/87)

Sonra yıldızlara bir göz attı. (Saffat/88)

“Ben doğrusu hastayım” dedi. (Saffat/89)

Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. (Saffat/90)

Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi. (Saffat/91)

“Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?” (Saffat/92)

Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. (Saffat/93)

Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler. (Saffat/94)

Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?” (Saffat/95)

“Oysa sizi de yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.” (Saffat/96)

Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.” (Saffat/97)

Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffat/98)

(İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben Rabbime gidiciyim; O beni hidayete erdirecektir.” (Saffat/99)

“Rabbim bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.” (Saffat/100)

Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. (Saffat/101)

Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat/102)

Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. (Saffat/103)

Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik. (Saffat/104)

“Gerçekten sen rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.” (Saffat/105)

Doğrusu bu apaçık bir imtihandı. (Saffat/106)

Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. (Saffat/107)

Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. (Saffat/108)

İbrahim’e selam olsun. (Saffat/109)

Biz ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. (Saffat/110)

Şüphesiz o Bizim mü’min olan kullarımızdandır. (Saffat/111)

Biz ona salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik. (Saffat/112)

Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan ihsanda bulunan (muhsin olan) da var açıkça kendi nefsine zulmeden de. (Saffat/113)

Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim’i, İshak’ı ve Yakub’u da hatırla. (Sad/45)

Gerçekten Biz onları, katıksızca yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık. (Sad/46)

Ve gerçekten onlar, Bizim Katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır. (Sad/47)

O: “Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin” diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi İbrahim’e Musa’ya ve İsa’ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri’ etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir. (Şura/13)

Hani İbrahim babasına ve kendi kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.” (Zuhruf/26)

“(Ancak) Beni yaratan başka. İşte O beni hidayete yöneltip-iletecektir.” (Zuhruf/27)

Sana İbrahim’in ağırlanan konuklarının haberi geldi mi? (Zariyat/24)

Hani yanına girdiklerinde: “Selam” demişlerdi. O da: “Selam” demişti. “(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk.” (Zariyat/25)

Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip çok geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi. (Zariyat/26)

Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); “Yemez misiniz?” dedi. (Zariyat/27)

(Onlar yemeyince) Bunun üzerine içine bir tür korku düştü. “Korkma” dediler ve ona bilgin bir erkek çocuk müjdesini verdiler. (Zariyat/28)

Böylece karısı çığlıklar kopararak geldi ve yüzüne vurarak: “Kısır yaşlı bir kadın (mı doğum yapacakmış)?” dedi. (Zariyat/29)

Dediler ki: “Öyle. (Bunu) Senin Rabbin buyurdu. Çünkü O hüküm ve hikmet sahibidir bilendir.” (Zariyat/30)

(İbrahim) dedi ki: “Şu halde sizin asıl isteğiniz nedir ey elçiler?” (Zariyat/31)

“Doğrusu biz suçlu-günahkar bir kavme gönderildik” dediler. (Zariyat/32)

“Üzerlerine çamurdan (iyice sertleşip kaskatı kesilmiş) taşlar yağdırmak için.” (Zariyat/33)

“(Ki bu taşların her biri) Rabbinin Katında ölçüyü taşıranlar için (herkese ayrı ayrı) işaretlenmiştir.” (Zariyat/34)

Bu arada mü’minlerden orda kim varsa çıkardık. (Zariyat/35)

Ne var ki orda Müslümanlardan olan bir evden başkasını bulmadık. (Zariyat/36)

Ve vefa eden İbrahim’in (sahifelerinde) olan… (Necm/37)

Andolsun Biz Nuh’u ve İbrahim’i (elçi olarak) gönderdik peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken içlerinde hidayeti kabul edenler vardır onlardan birçoğu da fasık olanlardır. (Hadid/26)

İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınızdan gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkar ettik. Sizinle aramızda siz Allah’a bir olarak iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.” Ancak İbrahim’in babasına: “Sana bağışlanma dileyeceğim ama Allah’tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.” demesi hariç. “Ey Rabbimiz biz Sana tevekkül ettik ve ‘içten sana yöneldik.’ Dönüş Sanadır.” (Mümtehine/4)

İbrahim’in ve Musa’nın sahifelerinde. (A’la/19)

 

Translate »